| İSLAMİ YÖNDEN AVCILIK |
Soru : Avcılığın dinimizdeki hükmü nedir? Cevap: Avlanmak meşru bir iş ve mübah bir meşguliyettir. Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerimde insanların deniz ve karada avlanabileceklerini bildirmiş, bu yolla da nimetlerinden istifade edebileceğimizi beyan etmiştir. Bu husustaki Mâide Sûresinin 96. âyetinin meâli şöyledir: “Deniz avı ve yiyeceği istifadeniz için size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramda bulunduğunuz müddetçe size haram kılınmıştır. Kıyamet Günü huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun ve yasaklarını çiğnemekten sakının.” Avlanma başlıca üç maksat için yapılır: 1. Etinden istifade etmek için. 2. Dişi, boynuzu ve derisinden istifade etmek için. 3. Tehlike ve zararlarından kurtulmak için. Bunlar birer ihtiyaçtır ve bir yerde de zarurettir. Bunun içindir ki, Cenab-ı Hak koyun, keçi ve benzeri evcil hayvanları kesmeyi helâl kıldığı gibi, av hayvanlarından istifade etmeyi de mübah ve meşru kılmıştır. Sırf spor, eğlenme ve zevk için avlanmak dinen haram olmasa da bu işle meşgul olmak insanın canlılara olan merhamet ve şefkat duygularını törpüler, kalbe katılık ve gaflet verir. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifte bu hususa şöyle işaret ederler: “Çölde oturan kimse sert tabiatlı olur. Avcılıkla meşgul olan kimse gafil olur. Bir sebep ve ihtiyaç yokken sultana yaklaşan kimse de fitneye maruz kalır.” Bu arada “Yerdekilere merhametli ve müşfik davranın ki, göktekiler de size acısın” meâlindeki hadis-i şerifi de hatırdan uzak tutmamak gerekir. Geyik ve ceylan gibi hayvanları avlamak, esas itibariyle caiz ve mübahtır. Ancak yukarıda hadis-i şeriflerde geçen hususlara ilave olarak, bir de meselenin bilinen şu ciheti vardır: Bu hayvanların nesli gittikçe azalmakta, bazı cinsleri de tamamen yok olmaya yüz tutmaktadır. Dünyada ekolojik denge denen bir hâdise var. Tabiatta yaratılan ne varsa hepsi birbiriyle alakadardır. Birinin eksikliğini, öbürü kapatmakta, telafi etmektedir. Bir canlı türünün ortadan kaybolması, neslinin tükenmesi bu dengeyi bozmaktadır. Bu dengenin muhafazasına yardımcı olmak içindir ki, kara ve deniz avcılığı hususunda devlet çapında tedbirler alınmakta, yasaklar konmaktadır. Ayrıca avlanmanın serbest olduğu aylar da tespit edilerek ilan edilmektedir. Şayet çevrenizdeki geyik ve benzeri hayvanların avlanması devlet tarafından serbest edilmişse avlanmak mümkündür, yoksa o hayvanların neslinin azalmasına sebep olunur ki, bu da birtakım mahzurları beraberinde getirir. Kaynak: Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular Dinimizde avcılığın yeri nedir? Allahü teâlâ, insanlar için çeşitli hayvanlar yaratmıştır. Bıldırcın, tavşan, balık gibi hayvanların etinden, sansar, porsuk, tilki gibi hayvanların postundan, geyiklerin derisinden, tıpta ve ıtriyatta kullanılmak üzere misk ceylanlarının miskinden, deniz hayvanlarının incisinden, mercanından, filin dişinden istifâde etmek için avlamak, kurt, domuz, yılan, fâre gibi hayvanları da zararlarını önlemek için, öldürmek câizdir. Avcılık yaparken başkalarının mahsûllerine zarar vermemelidir. Vahşi hayvanları avlamak, mubâh bir kazanç yolu ise de, ticaret, ziraat, san'at gibi diğer kazanç yolları bundan daha efdaldir. Sırf eğlence için avcılık hoş değildir. Kalbe sıkıntı verir, hayvanlara karşı şefkat duygularını köreltir, merhamet duygusunu azaltır. Avcılık, tüfekle, tuzak kurmakla yapıldığı gibi, ta'lîm görmüş köpek, tazı, şahin, atmaca, doğan gibi hayvanlarla da yapılır. Ta'lîm görmemiş hayvanlarla avcılık yapılmaz. Yâni hayvan, avı kendisi için değil, sahibi için avlaması lâzımdır. Bir hayvanın ta'lîm görmüş olduğu, peşpeşe üç defa tuttuğu avı yemeden sahibine getirmesinden anlaşılır. Atmaca, şahin gibi tırnaklı kuşların ise, bırakıldıktan sonra, çağrıldığı vakit uçup gelmelerinden anlaşılır. Bir köpek avladığı hayvanı yese veya bir atmaca çağırıldığı hâlde gelmese, böyle hayvanların avladığı hayvan yenmez. Bir avın yenebilmesi için şunlara riâyet lâzımdır: 1- Av, keklik, tavşan gibi eti yenen hayvan olmalıdır. 2- Avcı, müslüman veya ehl-i kitap olmalı ava silâh atarken veya ta'lîm görmüş hayvanı ava gönderirken Besmele çekmelidir! Besmele unutulursa mahzûru olmaz. Kasten terk edilirse avın eti yenmez. Kitapsız kâfirlerin, mürtedlerin kestiği, avladığı hayvanı yemek ise harâmdır. 3- Av, aldığı yaradan ölmelidir. Ölmeden ele geçirilirse besmeleyle kesilmesi lâzım olur. 4- Avcı, hemen koşup gitmeli, yara alan av hayvanını hemen boğazlamalıdır! Gidene kadar ölürse mahzûru olmaz, yâni eti yenir. Av, gözden kaybolduktan sonra başka uzak bir yerde ölü olarak bulunursa eti yenmez. Çünkü başka bir sebeple ölmesi mümkündür. Meselâ yüksekten düşüp ölebilir. Bir ağaca çarpıp ölebilir. İlk aldığı yara derin ise, kan akmışsa yenir. 5- Yara alan bir avı, ta'lîm görmüş başka birisine âit bir hayvan tutup öldürürse yenmez. Kendi hayvanı öldürmüş olmalıdır. 6- Ta'lîm görmüş bir köpek, tuttuğu avın etinden yerse, o avı yemek câiz olmaz. Fakat şahin gibi bir kuş yakaladığı avın etinden yerse mahzûru olmaz. Çağırılınca gelen avcı kuşun tuttuğu av yenir. Avını köpek dişi ile veya pençesi ile yakalıyan hayvanın eti yenmez. 7- Av tutanın olur. Bir kimse, bir avı vurup düşürdükten sonra, av kalkıp kaçarken, başkası yakalarsa, av yakalayanın olur. 8- Kara ve su kaplumbağası, yenmediği gibi, istiridye ve midye gibi deniz haşerâtı da yenmez. 9- Balık sûretinde olmıyan deniz hayvanları yenmez. Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta bulunan balık yenmez. Ağ ile, saçma ile, ilâç ile, sarsıntı ile, buz arasında sıkışarak ölen balık yenir. 10- Besmelesiz tutulan veya gayrı müslimlerin, kâfirlerin avladığı balıkları yemek helâldir. Fakat avladıkları diğer hayvanları yemek ise harâmdır. |
(¯`·.¸¸.·´¯`·.¸¸.-> Copyright © Murat Tepe <-.¸¸.·`¯´·.¸¸.·`¯)